Gezegenimizin yaşam kaynağı olan sular, bugün modern sanayinin en inatçı miraslarından biriyle kuşatılmış durumda. Bilim dünyasında PFAS olarak bilinen ve halk arasında sonsuz kimyasallar olarak adlandırılan bu maddeler, sahip oldukları aşırı dayanıklı yapı nedeniyle doğada bozulmadan varlıklarını sürdürüyor. Binlerce yıl boyunca çevrede ve canlı organizmaların dokularında birikmeye devam eden bu sentetik bağlar, ekosistemi sarsarken doğrudan insan sağlığı için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. Mevcut arıtma sistemlerinin bu görünmez bağları parçalamakta yetersiz kalması, kirliliği küresel bir kriz boyutuna taşıyor. Üstelik bu kirlilik evlerimizin içine kadar sızmış durumda.1
PFAS ve florlu mikroplastiklerin doğaya yayılımı, günlük tüketici alışkanlıklarından ziyade geniş ölçekli endüstriyel ve profesyonel süreçlerin teknik bir çıktısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Fonksiyonel dış mekan kıyafetlerinin üretimi ve bakımı sırasında oluşan aşınmalar ile çeşitli kozmetik ürünlerinin formülasyonları, çeşitli kimyasal üretim tesislerinden salınan atık sular, havalimanları ve askeri tesislerde kullanılan profesyonel yangın söndürme köpükleri, kirlenmiş sahaların temizlenmesi amacıyla yürütülen teknik toprak yıkama operasyonları, suya ciddi miktarlarda PFAS salınımı gerçekleştirmektedir. Mevcut kirlilik tablosu bu denli karmaşıkken, bilim dünyası arıtma süreçlerini kökten değiştirecek bir yöntem üzerinde yoğunlaşıyor.
Bilim insanları, suyun moleküler düzeyde arındırılması için oldukça verimli ve yenilikçi bir mekanik döngü kurgulamışlardır. Bu süreç, yüzeyleri belirli kirleticilere bağlanacak şekilde modifiye edilmiş mıknatıslı demir oksit (pas) parçacıklarının kirli suya karıştırılmasıyla başlar. Sudaki PFAS molekülleri ve florlu mikroplastikler, adsorpsiyon yoluyla bu nanopartiküllerin yüzeyine sıkıca tutunur.
Kirleticilerle yüklenen bu parçacıklar, dikey akışlı özel boru sistemlerinden (MagNERD) geçirilirken, sistemdeki güçlü mıknatıslar ve manyetik yakalama verimini artıran paslanmaz çelik yünü (SSW) matrisi tarafından yakalanır; böylece temiz su fiziksel olarak ayrıştırılmış olur. Sistemin en dikkat çekici bileşeni olan süperparamanyetik karakter, harici mıknatıs alanı ortadan kalktığında parçacıkların manyetik özelliklerini anında yitirmesini sağlar. Bu özellik, parçacıkların birbirine yapışarak kümelenmesini önlediği için, dikey bir yıkama protokolüyle parçacıkların sistemden kolayca geri kazanılmasını ve yeniden kullanılmasını mümkün kılar. Bu mekanik döngü, sadece temizlik sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda operasyonel sürdürülebilirliğin de kapılarını aralıyor.2

Geliştirilen manyetik ayırma teknolojisi, çevre dostu yapısıyla öne çıkmaktadır; zira arıtma süreci boyunca ikincil tehlikeli atık üretilmez ve kullanılan manyetik parçacıklar rejenere edilerek defalarca sisteme geri döndürülebilir. Bilim insanları tarafından yürütülen saha çalışmalarında, bu yöntemin gerçek dünya koşullarında son derece etkili olduğu somut verilerle ortaya konulmuştur. Gerçek nehir suyu ve içme suyu kaynakları üzerinde yapılan testlerde, PFAS konsantrasyonunda %87‘lik bir azalma sağlanmış ve kirletici seviyeleri litre başına 100 nanogram olan yasal sınırların altına başarıyla indirilmiştir. Uzmanlar, bu teknolojinin ölçeklenebilir ve toksik olmayan yapısı sayesinde hem içme suyu güvenliğinde hem de endüstriyel atık su yönetiminde küresel bir standart oluşturacağını öngörmektedir. Elde edilen bu somut veriler, su yönetiminde yeni bir standart belirlenmesine yardımcı oluyor.2
Kaynaklar
- Gutierrez, AM, Dziubla, TD ve Hilt, JZ (2017). Su ve atıksu arıtımında organik kirleticilerin sorbentleri olarak demir oksit manyetik nanopartiküller üzerine son gelişmeler. Çevre sağlığı üzerine incelemeler, 32 (1-2), 111-117.
- Powell, CD, Atkinson, AJ, Ma, Y., Marcos-Hernandez, M., Villagran, D., Westerhoff, P., & Wong, MS (2020). Manyetik nanopartikül geri kazanım cihazı (MagNERD), demir oksit nanopartiküllerinin su arıtımında uygulanmasını sağlar. Nanopartikül Araştırma Dergisi, 22 (2), 48.
