Ana Sayfae-DergiKritik madenler biyoçeşitliliği tehdit ediyor

Kritik madenler biyoçeşitliliği tehdit ediyor

İklim krizini önlemek adına fosil yakıtlardan vazgeçme adımları hızlanırken, yenilenebilir enerjiye geçiş süreci yeni bir çevresel çelişki doğuruyor. Elektrikli araç bataryalarından güneş panellerine kadar pek çok alanda kullanılan lityum, nikel ve kobalt gibi kritik minerallere duyulan ihtiyaç, küresel boyutta yeşil enerji madenciliğini hiç olmadığı kadar artırdı. Yapay zeka ve uzay odaklı izleme sistemleriyle yapılan incelemeler, temiz geleceğe ulaşma çabalarının ekosistem üzerinde beklenmeyen bir baskı yarattığını doğruluyor.

Tohoku Üniversitesi ve NIES bünyesindeki bilim insanları, makine öğrenimi ile uzaktan algılama araçlarından yararlanarak 2001 ile 2022 yılları arasını kapsayan süreçte dünya genelindeki 70 bin madencilik bölgesini haritalandırdı.1 Araştırma sonuçları, kritik maden arama çalışmalarının devasa ormanlık arazileri tamamen yok etmekten ziyade, canlı çeşitliliğinin zengin olduğu hassas coğrafyalarda kümelenerek tür kaybı riskini tırmandırdığını kanıtlıyor.

Altın veya kömür gibi geleneksel madenler alan olarak geniş orman kayıplarına yol açarken; lityum ve nikel gibi yeşil teknoloji bileşenleri, dar bir coğrafyada çıkarma işlemi yapılsa dahi nesli tehlikede olan türleri doğrudan tehdit ediyor.

Çıkarılan kritik minerallerin küresel biyoçeşitlilik üzerindeki bu baskısı, akademik dünyada geniş yankı buluyor. Benzer şekilde Queensland Üniversitesi araştırmacılarının yenilenebilir enerji altyapılarının madencilik ayak izini analiz ettiği uluslararası araştırma, yeşil teknoloji üretimi için gereken maden sahalarının yaklaşık %8’inin doğrudan koruma altındaki kritik biyolojik alanlarla çakıştığını ortaya koyuyor.2 Yani ormanlar fiziksel olarak yok edilmese dahi sahaların çevresindeki ekosistem dengesi ve tür çeşitliliği ağır darbe alıyor.

Madencilik sahalarına mesafenin ülke ölçeğindeki dolaylı orman tahribatı katsayısı ve orman kaybı yoğunluğu
Şekil 1. Madencilik sahalarına mesafenin ülke ölçeğindeki dolaylı orman tahribatı katsayısı (a), seçilen üç kritik maden bölgesinde (Minas Gerais, Katanga, Borneo) hücresel düzeyde dolaylı orman kaybı yoğunluğu (b).3

Peki bilim insanları orman örtüsündeki bu hassas kaybı ve maden ayak izini küresel ölçekte nasıl takip edebiliyor? Burada devreye giren gelişmiş derin öğrenme ve uzay tahlil sistemleri, tahribatı görünür kılıyor. Viyana Ekonomi Üniversitesi ve uluslararası çalışma grubunun yürüttüğü araştırmada, yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ile yapay zeka modelleri entegre edilerek dünya genelindeki maden alanlarının ormanlar üzerinde yarattığı dolaylı tahribat uzaydan haritalandırıldı  (Şekil 1). Bu teknolojik analizler, maden arama ve çıkarma süreçlerinin yalnızca izin verilen sahada değil, kilometrelerce karelik orman havzasında karbon tutumunu ve doğal yaşamı bozduğunu gösteriyor.

Elde edilen veriler ışığında bilim insanları, yeni maden ocaklarına izin verilirken yalnızca belirlenen dar alanlara odaklanan eski yöntemlerin yetersiz kaldığına dikkat çekiyor. Yöneticilerin yeni maden sahalarını belirlerken uydu destekli erken uyarı sistemlerini kullanması, riskli orman alanlarından uzak durması ve temiz kaynakları seçmesi tavsiye ediliyor.

Ömrünü tamamlamış bataryaları ve eski güneş panellerini çöpe atmak yerine geri kazanmak, doğadan sürekli yeni hammadde çıkarma ihtiyacını ciddi oranda düşürüyor. Geri dönüşüm adımları ne kadar güçlenirse, balta girmemiş ormanlara ve yabani hayvanların yaşam alanlarına giren iş makinelerinin sayısı da o kadar azalıyor. Aynı zamanda madenlerin çıkarıldığı ilk andan fabrikalara ulaşana kadarki tüm yolculuğunun adım adım takip edilmesi, çevreye zarar vermeyen sorumlu üretim kurallarının tüm dünyada yaygınlaşmasını kolaylaştırıyor.2,3

Sonuç olarak uzay uyduları ve yapay zeka algoritmaları, yeşil dönüşümün çevresel faturasının gizli kalmasını engelliyor. Temiz bir gezegen hedeflerken biyoçeşitliliği feda etmemek için madencilik politikalarının bu veriye dayalı izleme teknolojileriyle yeniden yapılandırılması şart görünüyor. Karbon emisyonlarını düşürürken doğal yaşam alanlarını korumak, modern teknolojinin sunduğu analitik çözümleri ekolojik vicdanla birleştirmekten geçiyor. Geleceğin temiz enerjisi, ancak doğanın hassas dengesini gözeten bu tür akılcı ve bütüncül yaklaşımlarla gerçek anlamda sürdürülebilir bir kazanıma dönüşebilir.1,3

 

Kaynaklar

  1. Cheng, Y., Noda, K., & Kanae, S. (2026). Global map reveals mining’s uneven toll on forests and biodiversity. Nature Communications, 17, Article 73792.
  2. Sonter, L. J., Dade, M. C., Watson, J. E., & Valenta, R. K. (2020). Renewable energy production will exacerbate mining threats to biodiversity. Nature Communications, 11(1), Article 4174.
  3. Giljum, S., Maus, V., Kuschnig, N., Luckeneder, S., Tost, M., & Sonter, L. J. (2022). A pantropical assessment of deforestation caused by industrial mining. Proceedings of the National Academy of Sciences, 119(38), Article e2118273119.

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Son Yazılar

Son Yorumlar