Günümüzde Türkiye hızla sanayileşen, dijitalleşen ve ulaşımda fosil yakıtlı araçlardan elektrikli araçlara geçen bir ülke. Resmi verilere göre Türkiye son 20 yılda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında enerji talebi en hızlı artan ülkedir. Tükettiği enerjinin yaklaşık %74’ü dışa bağımlıdır. Sanayileşme ve teknolojik gelişmeler neticesinde Türkiye’de 2035 yılına kadar enerji güvenliğini tehdit eden devasa bir elektrik açığı riski yaşanacak. Bu açığı kapatmak için sadece santrallerin açılması yeterli değil. Rüzgar ve güneş kesintili kaynaklardır ancak fabrikalar ve üretim durmaksızın çalışmaya devam eder. Bu sebeple sisteme gece-gündüz kesintisiz güç veren, sıfır emisyonlu “baz yük” santralleri kurmak şart. Mevcut durumda Türkiye’nin elektriğinin yaklaşık %60’ını kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan üretmesi, ülkeyi daha köklü bir dönüşüme yönlendiriyor. Önümüzdeki 10 yılda artan talebi karşılamak için kömür ve gaza yönelmeye devam etmek, uluslararası net sıfır emisyon taahhüdüne aykırı olur. Türkiye’nin büyük ticaret ortağı olan Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi katı uygulamaları bulunuyor. Fosil yakıtlarda ısrar etmek, hem çevreyi kirletmek hem de Türk sanayisinin uluslararası ticarette ağır karbon vergileriyle karşılaşması anlamına gelebilir. Karbon salınımını en aza indirip sürdürülebilir bir büyüme politikası izlemek gerekiyor. Bu veriler sonucunda Türkiye’nin temiz kaynaklardan karşılayacağı enerjiyle dışa bağımlılığını en aza indirmesi amaçlanıyor. Uzmanlar bu nedenle bilimsel ve matematiksel modellemeleri temel alarak Türkiye’nin gelecekte ne kadarlık santral kapasitesine ihtiyaç duyacağını hesaplayarak bugünden hazırlanmayı hedefliyor.1
Güncel çalışmalardan önce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2035 yılı için bazı hedefler belirlemişti. Ancak 2025, 2030 ve 2035 gibi bazı yıllar hesaplandığı için bu hedefin açıklaması yetersiz kalıyordu. Çalışmaları daha detaya indirgemek ve diğer yılları incelemek için matematiksel formüllere dayanan bir modelleme söz konusu değildi. Araştırmacılar bu noktada geçmiş yılların elektrik verilerini toplayıp matematikle temellendirerek 2024’ten 2035 yılına kadar her yılı tek tek tahmin etmeye karar verdiler. Bunun için dokuz farklı regresyon modeli geliştirildi.1
Çalışmalar neticesinde ilk olarak santrallerin toplam kapasitesi tahmin edildi. Bunu tahmin ederken “kişi başına düşen tüketim modeli” en uyumlu sonucu verdi. Modelin mantığı artan nüfus sayısıyla kişi başı elektrik tüketiminin yükselmesiyle toplam santral ihtiyacı doğrusal olarak artmasına dayanıyor. İkinci olarak “ikinci dereceden polinom modeli” kullanılarak yıllık fiilen üretilen elektrik tahmin edildi. Bu model ise sanayi ve teknoloji geliştikçe elektrik tüketiminin sabit hızla değil, hızlanarak büyümesine dayanıyor. Elde edilen bulgular bakanlığın 2035 için hedefleriyle kurulu güçte %97, elektrik tüketiminde ise %96 oranıyla uyuşuyor. Yani devletin belirlediği hedefler bir hayalden ziyade verilerle temellendirilerek somutlaştırıldı.1
Belirlenen bu hedeflere ulaşmak için ciddi bir bütçe planlaması zorunlu. Araştırmacıların modellerine göre toplam fatura 109,6 milyar dolar tutuyor. Bakanlığın açıkladığı eski tahminlerle (108 milyar dolar) neredeyse birebir örtüşüyor. Paranın en büyük kısmı gündüzleri en ucuz, en temiz ve kısa süreli kurulumuyla 35 milyar dolarla güneş enerjisine ayrılıyor. İkinci en büyük kısmı ise gece-gündüz kesintisiz temiz enerji karşılama gücü sayesinde 31,6 milyar dolar ile nükleere veriliyor. Rüzgara ise 21,5 milyar dolar ayrılıyor. Şebekelerde yaşanabilecek dengesizliklere karşı acil durum planlaması olarak kömür ve doğalgaza bütçeden çok az bir pay veriliyor. Bu bütçe dağılımı, Türkiye’nin artık yönünü kararlı bir şekilde temiz ve sürdürülebilir enerjiye çevirdiğini somut olarak kanıtlıyor.1
Türkiye’nin geçmişine bakıldığında enerji üretiminde fosil yakıtların ön planda tutulduğu bir sistemin olduğu inkar edilemez. Bu yüzden böylesine iddialı ve yeşil bir yatırım hamlesinin gerçekçiliği tartışılabilir. Ancak TEİAŞ’ın 1940-2023 arasındaki 83 yıl için kayda aldığı verilerde, özellikle 2010’dan 2023 yılına kadar yenilenebilir enerji kurulu gücü %255’in üzerinde devasa bir artışla 17,2 GW’tan 61,1 GW’a çıkmış (Şekil 1). Yani Türkiye beklenen tarzda bir sıçramayı yapabileceğini geçmişte kanıtlamış. Gelecekle ilgili tahminler yapılırken bilim insanları sadece matematiksel formüllere bağlı kalmaktan ziyade; derin öğrenme, sinir ağları (NeuralProphet), rastgele orman (Random Forest) gibi 19 farklı yapay zekâ ve makine öğrenimi algoritmasıyla geleceği simüle etmişler. Bu yapay zeka modellemeleri doğrusal programlama optimizasyonuyla birleştirilmiş. Ortaya çıkan sonuç Türkiye’nin 2053 net sıfır karbon hedefine ulaşabilmesi için yenilenebilir enerjinin şebekeye hızla entegre edilmesinin şart olduğunu kanıtlar niteliktedir.2

İncelenen çalışmalara göre Türkiye’nin enerji dönüşümü yalnızca rüzgâr türbini dikmek veya güneş paneli yapmaktan çok daha ötesidir. Sistemin kendini kesintisiz devam ettirebilmesi için gece-gündüz çalışan nükleer baz yük santrallerine ve rüzgâr ile güneşin dalgalı üretimini dengeleyici batarya depolama sistemlerine ihtiyaç var. Dokuz farklı regresyon modeli1 ve 19 farklı yapay zekâ simülasyonu2, devletin 2035 ve 2053 yılları için açıkladığı hedeflerin boş temenni olmadığını, aksine matematiksel ve verisel zorunluluklar olduğunu ispatladı. Türkiye doğru stratejik planlama ve 110 milyar dolarlık bütçe yönetimiyle hem enerjideki %74’lük dışa bağımlılığına son verebilir hem de sanayisini koruyarak net sıfır emisyonlu temiz bir geleceğe ulaşabilir.
Kaynaklar
- Melikoglu, M. (2026). Forecasting Türkiye’s installed capacity, electricity generation, and investment requirements toward 2035. Energy 360, Article 100036.
- Sutcu, M., Sahin, N., & Can, I. (2026). Machine learning and scenario-based forecasting of Türkiye’s renewable energy transition toward net-zero 2053. Energy Conversion and Management: X, 30, Article 101719.
