Ana Sayfa Makale Yeşeren Teknoloji Enerji geçişlerini modellemede insan ve teknoloji ilişkisi

Enerji geçişlerini modellemede insan ve teknoloji ilişkisi

Mühendislik ve kamu politikası (EPP) öğrencisi olan Turner Cotterman’ın yönettiği Carnegie Mellon Üniversitesi araştırma ekibi, 2050 yılına kadar enerji sistemlerini sürdürülebilir bir şekilde karbondan arındırmamız ve enerji geçişlerini modelleme şekillerini değiştirmemiz gerektiğini ayrıca kamuoyunun buradaki rolüne dikkat çekmiştir.

Cotterman ve ortak yazarlar, nükleer enerji gibi belirli teknolojilerin uygulanmasını engelleyebilecek bir faktör olan sosyal kabulün göz ardı edilmesini başarısız bir vaka çalışması olarak ele alıyor.

Nükleer santrallerde maliyeti, elektrik ihtiyacını, çevresel performansı ve santrallerde algılanan riske karşı kabul edilebilir riski değerlendirmek için enerji sistemi ve risk algılama modelini birleştirdiler. 

Elde edilen sonuçlar, ABD’nin nükleer kaynaklar ile üretilen enerji payının, derin karbonsuzlaştırma hedefleri, kamu onayını içeren bir senaryoda ve en düşük maliyetli bir modelde %3’e düşüreceğini göstermiştir. ABD’nin ürettiği toplam enerjinin %97’sinin yenilenebilir enerji kaynakları ile üretilmesi ve sıfır nükleer veya düşük nükleer enerji tüketimi durumunda sistemlerdeki değişiklik dikkat çekicidir. Düşük nükleer enerji kullanılan senaryo altında enerji sistemimizdeki değişiklikler etkileyicidir.

Risk toleransı nükleer dağıtımı sosyal olarak kabul edilebilir seviyelerde sınırlamak ise derin karbonsuzlaştırma senaryoları referans senaryodan %11 daha pahalıdır. Bu durumda düşük karbonlu seçenekler mevcut olmalı ve azaltılmış nükleer payın yerini almalıdır.

Konuyla ilgili çok miktarda literatür olduğu için ekip nükleer enerjiyi vaka çalışması olarak kullanıyor. Bununla beraber diğer teknolojilerde karbonsuzlaştırma çalışmasına yöneldiğinde kamunun tepkisiyle karşılaşabilir. Bundan dolayı kullanılan yöntem bunları da dikkate alacak şekilde genişletilebilir.

Araştırmacılar, birçok teknik uzmanın nükleer enerjinin güvenli olduğunu düşündüğünü fakat kamuoyunda sert bir tepkiyle karşı karşıya kaldığını belirtiyorlar. Bu durum girişimcilerin ABD’deki nükleer santral yatırımlarını olumsuz etkilemekte ve yatırım maliyetleri arttırmaktadır. Yine de maliyeti optimizasyonu kullanan enerji sistemi modelleri, maliyeti az olması sebebiyle sosyal açıdan kabul gördüğü için kullanılmaya devam edilecektir.

Enerji sistemleri, insanların ve teknolojinin etkileşimde olduğu karmaşık bir sosyo-teknik yapıdır. Bu durumun farkında olmamız gerekir. Ulaşım ve tarım için de aynısı söylenebilir. Teknolojilerin enerji geçişinde oynayabileceği rolü gerçekçi bir şekilde modellemek için ekip, geleneksel enerji modellemesinde en düşük maliyetli yaklaşımın yanında sosyal bilimleri de baz almalıdır.

Cotterman, “Enerji sistemi optimizasyonu ve sosyo-teknik analizler, geleneksel olarak ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Çalışmalarımız, bu yaklaşımları birbirine bağlamak ve daha gerçekçi karbonsuzlaştırma yolları geliştirmek için ilk yaklaşımı sunuyor.” diye belirtiyor.

Araştırmacılar çeşitli enerji geçiş senaryolarını modellediler. Her durumda, bütün enerji üretim tekniklerinden elde edilen enerji payını, halkın onayını hesaba katarak ve katmayarak karşılaştırdılar. Halkın onayının göz önüne alınmadığı karbon sıfır senaryosunda nükleer enerji, toplam üretilen enerjinin %73’ünü oluşturacaktır. Yenilenebilir enerji kaynakları, geri kalan %27’lik kısma katkıda bulunacaktır ancak maliyetler %9 oranında artacaktır.

Ancak, halkın onayı hesaba katıldığında nükleer enerjinin üretimdeki payı %3’e düşer ve karbonsuzlaşma adımları kapsamında enerjimizin %97’lik kısmının yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmasını gerektirir. Bu durum maliyetlerde %11 oranında artışa sebebiyet verir. 

Abdulla, çalışmayı “Kamunun tepkisini anlamaya ve çözmeye çalışmalılar. Kağıt üzerinde ‘en düşük maliyetli’, ancak pratikte uygulanması zor bir enerji geçişini modellemenin bir anlamı yok.” diye açıklıyor.

Teknolojinin enerji alanında uygulanmasında kamu onayının önemini gösteren Cotterman ve ekibi, kamu politikalarının ve enerji sektörünün önemli bir etkiye sahip olduğunu bu yüzden halkın kaygılarının göz ardı edilmemesi gerektiğini savundular. Bu kaygıları gidermek için birçok yöntem bulunmaktadır. Öncelikle güven oluşturmak için yerel topluluklarla iletişime geçilmeli ve halk proje süreçlerine dahil edilmelidir. Bazı düşük karbonlu teknolojiler belirli konumlarda veya bölgelerde uygulanamaz. Doğru strateji ise esnek olmayı gerektirmektedir.

Bu gibi yaklaşımlar enerjinin geleceği için güçlü yeni bir çözüm olsa da bu düşünce yapısı henüz sektörde kabul görmemiştir. Ancak Cotterman, Small, Abdulla ve meslektaşları toplumsal kabulün ne derece önemli olduğunu ve gelecekte tek tercihin sadece tekno-ekonomik olarak değil, aynı zamanda sosyal açıdan da kabul edilebilir enerji yolları inşa etmek olduğunu göstermiştir.

 

Kaynak

Cotterman, T., Small, M. J., Wilson, S., Abdulla, A., & Wong-Parodi, G. (2021). Applying risk tolerance and socio-technical dynamics for more realistic energy transition pathways. Applied Energy, 291(February). https://doi.org/10.1016/j.apenergy.2021.116751

Yorum Yap

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Son Yazılar

Son Yorumlar