asd
Ana Sayfae-DergiProf. Dr. Şener Oktik ile Röportaj

Prof. Dr. Şener Oktik ile Röportaj


Prof. Dr. Şener OKTİKProf. Dr. Şener OKTİK
   ♦ Kadir Has Üniversitesi, Öğretim Üyesi
   ♦ Durham Üniversitesi, Doktora
   ♦ GENSED, Onursal Başkanı
   ♦ Şişecam, Yönetim Kurulu Üyesi

S: Prof. Dr. Şener OKTİK kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Kariyerinizi neden enerji sektörü üzerine yoğunlaştırdınız?

C: Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Mühendisliği Bölümünden mezun olduktan sonra asistan oldum. Asistanken Mili Eğitim Bakanlığı sınavına girerek yurtdışına doktora yapmak için gittim. İngiltere’de Durham Üniversitesi’nde doktoramı yaptım.

Doktoramı yaptıktan sonra Türkiye’ye tekrar döndüm. İlk görev yerim Konya Selçuk Üniversitesi’dir. Konya Selçuk Üniversitesi’nde bir müddet çalıştıktan sonra post doktora denen doktora sonrası çalışma için İngiltere’den gelen bir teklifi değerlendirerek tekrar İngiltere’ye gittim. Doktora tez konum ve sonra yaptığım her iş güneşten elektrik üretmek amacıyla yapılan çalışmalardır. Malzemesinden sistemine cihazından hücresine hep bu alanlarda çalıştım. Post doktoraya gittiğim dönemde büyük bir firma olan ‘British Petrol BP’ güneş enerjisiyle ilgilenmeye başlamıştı, bana bir teklifle geldi. BP’nin araştırma laboratuvarlarında çalışmaya başladım. Orada ince film kadmiyum tellür güneş pillerini geliştirdik daha sonra onu üretmek için Amerika’ya gitmemi istediler. Ben Amerika’ya gitmek istemedim ve Türkiye’ye döndüm. Dönüşümde de Muğla Üniversitesi kuruluyordu ve bende bu kuruluşa yardım etmek için Türkiye’ye döndüm. Muğla Üniversitesi Fizik Bölümü’nde bir enerji bölümü kurdum. Daha sonra zaman içerisinde beni Muğla Üniversitesi’nin rektörü olarak seçtiler.

İki dönem de rektörlük yaptım. Rektörlüğüm bitince çok çalışmayı seven biri olduğumdan tekrar endüstriye geldim. Şişecam’a onların araştırmasını ayağa kaldırmak için geldim ve şu an Şişecam’ın yönetim kurulundayım. Ama Şişecam’da 65 yaşına kadar icrada çalışabilirsiniz yani icracı işlerle uğraşırsınız işi yürütürsünüz ama 65’ten sonra yönetime geçersiniz. Yönetim kurulu üyesiyim ama elime geçen zamanı da Kadir Has Üniversite öğretim üyesi olarak değerlendiriyorum. Şimdi üç tane şapkam var. Kadir Has Üniversitesi’nde öğretim üyesi, Şişecam’da yönetim kurulu üyesi aynı zamanda buranın GENSED’in onursal başkanıyım. Benim hikayem bu.

S: Türkiye’de İlk temiz enerji araştırma merkezini siz açtınız. Sizden önce böyle bir girişimde bulunulmamış mıydı?

C: Yani her üniversitenin aslında kendi içinde bu tür çabaları olmuş ama çoğu fotovoltaikten çok başka işlerle uğraşmışlar, fotovoltaiğe odaklanan ilk merkez ve ilk güneş enerjisi çalışmaları sistematik ölçekte Muğla’da başladı. ODTÜ’de merkez olmasa da fizik bölümünde bir grup hücre üretmeye çalışıyordu ama biz daha geniş açıdan bakarak temiz enerji dedik yani güneşin yanında rüzgâr da çalışılsın diğerleri de çalışılsın istedik.

S: 1990 Körfez savaşı zamanlarında çalışmalara başladınız “AB Konsorsiyum Projesi” ile güneş panellerinde kullanılan “Fotovoltaik Uygulama için İnce Film CdTe” alanında önemli bir çalışmada bulunmuşsunuz. Burada bizim merak ettiğimiz kısım dünyada henüz fosil enerji ve enerji arzı konusunda bir problem yokken sizi 1990 yılı ve öncesinde güneşe çeviren etken nedir?

C: Yani şöyle aslında ben değil bütün dünya yöneldi, nedeni de petrol kriziydi biliyorsunuz birdenbire petrol fiyatları arttı dolayısıyla alternatif enerji arayışlarına petrol şirketleri dahi yönelmeye başladı. Shell bu işe girdi, Exxon girdi, BP girdi, büyük şirketler girince üniversitelerde bu konuda bireyler geliştirelim diye bir çaba içine girdi. Doktora yaptığım İngiltere’deki Durham üniversitesi bu konuya giren üniversitelerden birisiydi. Onlarda dünyada özellikle Amerika’da öne çıkan kadmiyum tellür, kadmiyum sülfür, 2. grup ve 6. grup elementlerin bir araya gelmesiyle oluşan bileşik ile yani yarı iletken üzerinde çalışmalar başladı. Bu yarıiletkenler güneşi elektriğe dönüştürmek için çok uygun bant aralıklarına sahip o nedenle bu konular üzerinde çalışılıyordu. Bana da böyle bir projede doktora yapmak ister misiniz diye teklif gelince çok da hoşuma giderek kabul ettim. 1979’dan beri güneşten elektrik üreteceğiz diye bu işin peşinden koşturuyoruz ve üretiyoruz.

S: Güneş tarlaları oldukça fazla alan kaplamaktadırlar ve toprağın ihtiyacı olan güneş ışığını kestiği için toprağın altındaki mikroorganizma ekosistemini olumsuz etkileyebilmektedir. Ek olarak, güneş hücreleri ve panelleri üretilirken içerisinde çeşitli kimyasallar ve ağır metallerden (kadmiyum tellür, kurşun vb.) dolayı canlıların sağlığını tehdit etmektedir. Bugün dünyada kullanılan güneş hücrelerinin %90 gibi büyük bir bölümü, doğadaki kum ve kuvarstan elde edilen silikon yapılı olsa da aktif bileşenin verimin artırmak için farklı kimyasallar da kullanılıyor. Güneş panellerinin %3 kadarı da zehirli kadmiyum tellürid maddesini içeriyor ve bu panellerin maliyeti kum ve kuvarstan elde edilen silikon yapıya göre çok daha ucuzdur. Tüm bunlara göre sizce güneş enerjisi düşünülen kadar temiz bir enerji midir?

C: Her ne kadar biz bu alana temiz ve tükenmez enerjiler desek de her enerjinin ana kaynaktan bir şekilde pratikte kullanılmasına kadar giden yoldaki değer zincirini düşündüğünüzde her zincirde insan sağlığına, doğaya, bütün canlılara bırakın bunları ötesinde çevredeki yapıya zarar verdiği bir oran vardır. Ama bunları birbirleriyle karşılaştırdığınızda bir değerlendirme yapmanız gerekir. Elektriği kömürle üretme ile fotovoltaik ile üretme arasında çevreye verdiği zarar açısından büyük bir fark var. Şunu söylemek mümkün değil güneşten elektrik ürettiğimizde çevreye insan sağlığına sıfır zarar veriyor, hayır böyle bir şey yok. Senin de vurguladığın gibi tarlaya güneş tarlası kurduğunda altındaki toprak ne olacak. Güneş panelleri her ne kadar üstüne anti reflektif koysan da güneş ışınlarını yansıtıyor. Yansıttığı ışığa ne oluyor? O bölgenin dengesini bozuyor mu? Rüzgâr enerjisi hava akımlarını değiştirdiğinde ne oluyor? Sürekli dönen ve gürültü yapan bir şey sisteme nasıl bir zarar veriyor. Bunların hepsi tartışılıyor. Aslında ben Kadir Has Üniversitesinde “Enerji Üretiminin ve Enerji Tüketiminin Gerçek Maliyeti” adında bir ders veriyorum. Gerçek maliyet senin dediğin bütün zararlar için ne oluyor? Bu konuda yapılmış çalışmalar var bunları konuşlandırabiliyorsun. Şu anda elektriğin kW saatine 20 TL ödüyoruz ama aslında belki 50 TL ödememiz gerekiyor. Diğer şeyleri kim ödüyor? Bu nerede üretiliyor? Yatağan Termik Santrali civarındaki bütün insanlar akciğer hastası. Bunun sağlık giderlerini kim ödüyor? Biz ödüyoruz. Bunun bir maliyeti var. Yani işin bir sosyal maliyeti var ama bu sosyal maliyet termik santrale ya da jeotermale baktığınızda güneşte biraz daha az ama sıfır değil.

S: Yeşeren Enerji Dergisi olarak evrene çevreye entropi artışını nasıl sınırlandırırız diye yaklaşıyoruz. Entropiyi en az artıran enerji üretim yöntemi nedir?

C: Size katılıyorum, enerji üretirken entropi değerini artırmak kaçınılmaz oluyor. Buna uygun bir cevap verebilmem için buna uygun bir makale okumuş olmam gerekiyor ama bununla ilgili bir makale okumuş değilim. Nükleer santrallerde soğutma suyu denize dökülüyor ve suyun ısısını artırıyor buda entropiyi yükseltiyor. Buna oranla temiz enerjiler entropiyi daha az arttırmaktadır ama içlerinden hangisi daha az artırır tam bilmesem de güneş enerjisidir cevabı öne çıkıyor. Güneş enerjisi burada daha önemlidir mesela rüzgâr santrallerini her tarafa kuramazsınız, küçük bir şey yapıp evinizin damına koyamazsınız. Sektörden konuştuğum birisi Türkiye’de 1 MW’lık rüzgârgülleri yapmışlar ve hepsi çöplük olmuş yerine 3 MW’lık rüzgârgülleri kurmuşlar. Bu 1 MW’lık rüzgârgülleri ne olacak. Ama güneş böyle değil dağınık yayılır evinizin damına bile kurabilirsiniz, bağımsız bir yaklaşımdır yani kimseye bağlı olmadan bu işi yapabilirsiniz ama rüzgâr da yapamazsınız, jeotermal yapamazsınız, biyokütle ile yapamazsınız güneş bu durumda oldukça pratik bir kaynaktır. Ama şunu da bilmemiz gerekiyor ki üretimde ne kullandık, yarı iletken silikon malzeme, silikonu üretirken hangi ağır metalleri kullanıyoruz.

Şu da unutulmasın ki güneş ve rüzgâr kesikli güç kaynaklarıdır. Bu durumda devreye depolama giriyor depolama yaparken kullanılan lityum ve bir sürü kimyasal madde kullanıyorsun. Enerjinin gerçek maliyetini düşürmemiz gerekiyor buna 20 lira veriyoruz ama bu benim dünyama benim yiyeceğime ne yaptı. Örnek olarak Aydın’da incir yetiştirilir, çok güzel incirleri vardır. Yalnız Aydın bölgesine jeotermal santral kurulduktan sonra bu bölgede yetiştirilen incirlerdeki verim çok aşağılara düşmüştür. Oranın geleceğine böyle güzel bir besine neler yaptı. Bizim enerji üretirken ki asıl maliyetimiz acaba artıyor mu? Kömür kullanan bir santralde 2,5 µm’den küçük parçacıklar çıkıyor ve direk solunum sistemine etki ediyor km’lerce uzakta olsanız bile. Yenilenebilir enerjiye daha çok önem vermemiz gerekiyor. Ben buna yenilenebilir enerjiden çok “Temiz ve Tükenmez Enerji” demeyi tercih ediyorum.

S: Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak Temiz Enerji Üretim Projeleri için T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının desteği var mı?

C: Bazı teşvikler var, eğer siz güneş enerjisi santrali kurarsanız ürettiğiniz her kWh elektrik için 13,3 cent teşvik alabilirsiniz. Diğer kaynaklar için bu rakam biraz değişebilir. Ayrıca bir de araştırma geliştirme yapan üniversitelere ve kuruluşlara TÜBİTAK’ın verdiği teşvikler var. Başka bir teşvik yok.

S: AB’nin yeşil mutabakat çalışmalarına başlamasının asıl sebebi nedir? Gerçekten temiz bir dünya talebi mi yoksa enerji arz güvenliği mi? (Yani AB ülkelerinin gelecekte var olma kaygısının bir sonucu mu?)

C: İkisi de var. Yani hiçbir ülke hiçbir AB gibi birliktelikler Yeşil Mutabakatı vb. çalışmalarda tamamen ve sadece dünya için düşünmezler kendi memleketini kendi birlikteliğini de düşünür, ikisi de içinde var elbette.

 

Röportaj: Yusuf Öngel, Oğuzhan Demir, Ebubekir Köroğlu, Mehmet Kemal Yıldız

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Son Yazılar

Son Yorumlar