Newcastle Üniversitesi araştırmacıları, havalimanlarının yer operasyonları ekipmanlarının (GSE), hidrojen bazlı teknolojilerle dönüştürülmesinin dekarbonizasyonu hızlandırma potansiyeline sahip olduğunu öne sürdü. Yer hizmetleri ekipmanları, bir havalimanının toplam karbon emisyonunun kayda değer bir kısmı olan %15’lik dilimini oluşturmaktadır. Bu oranı düşürmek için devreye giren hidrojen teknolojisi hızlı dolum imkanı ve ağır işlerdeki yüksek performansıyla, sektör temsilcileri tarafından bataryalı sistemlere göre daha uygun bir çözüm olarak değerlendirilmektedir.
Hidrojen bazlı GSE teknolojilerinin temelde iki farklı türü bulunuyor. Hidrojen yakıt hücreli sistemler H2FC ve hidrojen içten yanmalı motorlar H2ICE. Yakıt hücreli araçlar, hidrojeni oksijenle tepkimeye sokarak elektrik üretip yalnızca su buharı salarken yüksek verim ve düşük yerel emisyon avantajı sağlar. Bir başka öne çıkan seçenek olan hidrojenli içten yanmalı motorlar H2ICE, mevcut dizel motorlara benzerliği ve düşük üretim maliyetleriyle öne çıkıyor. Bu teknoloji, elektrikli araçların en büyük sorunlarından biri olan uzun şarj sürelerini, 5 ila 10 dakika süren hızlı yakıt ikmali ile ortadan kaldırıyor. Bataryalara kıyasla bir başka avantajı da, uçak çekme gibi yüksek tork gerektiren ağır operasyonlarda hidrojenin yüksek enerji yoğunluğu ve uzun menzil kapasitesi sunmasıdır.1
Bu parlak ve önü açık gözüken teknolojinin klasik bir “tavuk-yumurta” sorunu bulunuyor. Sektör temsilcilerinin de çok yakındığı bu sorun yeterli araç filosu oluşmadığı için dolum istasyonu yatırımı yapılmıyor, istasyon altyapısı olmadığı için de operatörler araç alımına yanaşmıyor. Yüksek başlangıç maliyetleri ve hidrojen tedarik zincirindeki zorluklar, şu an için bu teknolojinin önündeki en büyük engellerden birkaçı. Teknolojik zorlukların yanı sıra insanların hidrojenin yanıcı doğasından kaynaklı endişelerini de göz ardı etmemek gerekir. Bu endişeleri gidermenin yolu, personelin hem teknik kullanım hem de genel güvenlik farkındalığı konusunda kapsamlı ve sertifikalı eğitimlere tabi tutulmasından geçiyor. Tüm bu zorluklara rağmen sektör temsilcilerine göre kamu ve endüstri arasındaki iş birliği sağlandığında, hidrojenli yer hizmetleri havacılıkta “net sıfır” hedefine ulaşmada önemli bir rol üstlenecek.

Sonuç olarak, havacılık sektöründeki karbon emisyonunu azaltmak için GSE’lerin hidrojen bazlı dönüşümü büyük bir öneme sahiptir. Ancak sadece motor teknolojisine değil, doğru ekosistemin kurulmasına bağlı olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Mevcut “tavuk-yumurta” döngüsü, stratejik yatırımlar ve nitelikli eğitim hamleleriyle aşıldığında, havalimanları gürültü ve egzoz dumanından arınarak, yerini sadece su buharı bırakan sessiz ve yeşil merkezlere bırakacaktır.2
Kaynaklar
- Zhang, Y., Li, S., Blythe, P., & Edwards, S. (2025). Accelerating Airport Decarbonisation: Qualitative investigation of stakeholders’ perceptions and requirements towards hydrogen-powered ground support equipment. Journal of the Air Transport Research Society, 100097.
- https://techxplore.com/news/2026-01-hydrogen-powered-ground-vehicles-route.html
